The New York Turkish Times
NYTurkishtimes

Fundraising Event on March 27th -Congressman Michael McMahon-NY

Please Join
The Turkish American Community

For a Reception Honoring
Congressman
Michael E. McMahon
New York 13th Congressional District
Representing Brooklyn and Staten Island

Member of the House Transportation and Infrastructure Committee
Member of the House Foreign Affairs Committee
___________________________
Saturday, March 27, 2010
11:00am

Ali Baba Terrace
862 2nd Avenue
New York, NY 10017


Please RSVP at 203-722-4339 or 646-675-4326
or via email rsvpmcmahon@yahoo.com

Please make checks payable to McMahon for Congress. Corporate checks cannot be accepted.

Authorized and paid for by McMahon for Congress                                  

Reception with Congressman Mike McMahon

March 27, 2010

 

Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi Sınırlarına Koruma

İnci MURATLI

Irak’taki Amerikan güçlerinin komutanı General Ray Odierno tarafından sunulan karma güç sistemi ile tartışmalı bölgelere Irak Ordusu, Peşmerge ve Amerikan askerlerinden oluşan bir üçlü kuvvet yerleştirilmesi planlanmıştır. General Odierno’nun Ekim 2009’da sunduğu öneride amaç, hem var olan güvensizlik ortamına son vermek, hem olası bir Arap-Kürt çatışmasını engellemek şeklinde belirtilmiştir.

Üçlü kuvvetin tartışmalı bölgelere yerleştirilmesi ve bu bölgelerde üçlü kuvvetten oluşan kontrol noktalarının oluşturulması amacıyla Amerikan askerleri ve Peşmergeler de tartışmalı bölgelere girmişlerdir. Ancak yerleşim merkezlerine inen Peşmergeler, özellikle Kerkük’te kışkırtıcı eylemlerde bulunmuş ve Türkmenlere yönelik şehirde bir sindirme harekâtı başlatmışlardır. Bu amaçla 7 Mart 2010’daki genel seçimlere adaylığını koyan Türkmenlerin evine arama adı altında baskınlar düzenlenmiş ve bu sert baskınlardan sonra bazı Türkmen adayların evlerine bölgesel Kürt yönetimi bayrağı asılmıştır.

2003 Irak işgalinden sonra yayılmacı bir politika izleyen bölgesel Kürt yönetimi, bugün tartışmalı olarak nitelendirilen ve Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere kendi kuvvetlerini yerleştirmişler ve bu bölgelerin güvenliği Peşmergelerin sorumluluğuna bırakılmıştır. Ancak daha sonra Irak Ordusunun yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi sonucunda, merkezî yönetimin baskılarıyla da bu bölgelerden Peşmergeler çıkartılmış ve yerine Irak Ordusu kuvvetleri yerleştirilmiştir. Merkezî yönetim ile bölgesel yönetim arasında gerileme yol açan konulardan biri olan Peşmergelerin yerleşim merkezlerinden çıkarılması, daha sonra ABD’nin araya girmesiyle çözüme kavuşturulmaya çalışılmıştır. “Üzerinde anlaşmazlık olan bölgeler” olarak nitelendirilen bu bölgeler, aynı zamanda bölgesel Kürt yönetimine sınır olan bölgelerdir. Har itada bakıldığı zaman bu bölgelerin Dohuk’un güneybatısı, Erbil’in batısı ve güneyi, Süleymaniye’nin güneyi ve Kerkük’ün tamamı “tartışmalı bölge” olarak nitelendirildiği gözükmektedir.

Tartışmalı bölgelere yerleşecek olan karma güçte veya üçlü kuvvette Peşmergeler etkin bir rol oynayacaktır. Çünkü bölgesel Kürt yönetiminin yayılmacı politikalarını destekler politikalr izleyen ABD’nin yanı sıra Irak Ordusu içinde de bölgesel Kürt yönetimi yanlısı Kürt askerler bulunmaktadır. Bölgesel Kürt yönetimine sınır olan tartışmalı bölgelerde güçlü bir askeri yapıya sahip olacak olan Peşmergeler, Mart 2010 genel seçimlerinden sonra etki alanlarını Kerkük, Musul ve Diyala’ya kadar genişletmek isteyip, bu bölgeleri kendi yönetimlerine bağlayacaklardır. Bu bölgelerin bölgesel Kürt yönetimine bağlanmasına karşı çıkabilecek olası bir hareketlenme ve sonucunda çatışmalar, bölgeye yerleştirilen Amerikan askerlerince engellenecek ve Kürtler korunacaktır.

Özellikle Irak’ta yeniden alevlenen Şii-Sünni geriliminin tekrar bir çatışmaya dönüşmesi, bölgesel Kürt yönetimine bir avantaj sağlayacak ve ortaya çıkan kargaşadan yararlanarak tartışmalı bölgeleri kendi yönetimine bağladığını ilan edecektir. Böyle bir durumda ABD’nin desteğini almış bölgesel Kürt yönetimine karşı merkezî yönetimin ciddi bir karşı koyuş sergilemesi mümkün olmayacaktır.

Bilindiği gibi Ocak 2010’da Irak’taki Amerikan güçleri komutanlarından Athony Cucolo tarafından 21.000 Amerikan askerinden oluşan bir gücün tartışmalı bölgelere yerleşeceği açıklanmıştır. Bu yerleşmenin amacı ise, Mart 2010 genel seçimlerinden sonra bölgedeki hâkimiyeti sağlamak ve olası bir Arap-Kürt çatışmasını engellemek şeklinde açıklamıştır. Cucolo, Kerkük’ün “alevlenme noktası” olduğunu söylemiş ve Amerikan askerlerinin kuzeyde beklemede kalacağını ve Iraklıların baş edemeyecekleri bir şeyle karşılaşması durumunda anında müdahale için hazır olacaklarını belirtmiştir. Böylece ABD, kuzey Irak’ta kalacak ve Araplar ile Kürtler arasında tampon bölge oluşturacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da Kürtler arasında var olan güç mücadelesidir. Talabani ve Barzani gruplarının yanı sıra 25 Temmuz 2009 seçimlerinde başarı elde eden GORAN hareketi ile İslami Kürt gruplar da bölgede ciddi bir güce sahip olmaya başlamıştır. Bu da Kürtlerin bölündüğüne dair soru işaretlerini akıllara getirmektedir. Bu bölünmüşlüğü engellemek için de General Odierno sık sık kuzey Irak’a ziyaretler düzenleyerek, bölgesel yönetim başkanı Mesut Barzani ile görüşmeler yapmıştır. Bu görüşmelerde özellikle Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi konusu üzerinde durulmuş ve birleşik bir Kürt ordusunun gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Böylece Kürtler arasındaki güç mücadelelerinin, geçmişte olduğu gibi bir silahlı çatışmaya dönüşmesi engellenmiş olacaktır.

Önümüzdeki dönemlerde, özellikle genel seçimlerden sonra Irak’ta kargaşanın artacağı ve Araplar ile Kürtler arasında iktidar mücadelesinin yanı sıra Kerkük ve tartışmalı bölgeler konusunda ciddi anlaşmazlıklar yaşanacaktır. Özellikle Kürtlerin hâkimiyet alanlarını genişletme politikaları anlaşmazlıkları çatışmalara çevirebilir. Bu da gözlerin Afganistan’a çevrildiği bir dönemde ABD’nin Irak’ı tamamen terk etmeme konusunda kendisine bir fırsat sağlayabilir.

 

Turkuaz Restaurant on Fox News

                                      

Turkuaz Restaurant

2637 Broadway

New York, NY 10025

Tel: 212.665.9541

www.turkuazrestaurant.com

info@turkuazrestaurant.com

 

The Reality of the Turkmen Population in Iraq

The dilemma of the Turkmen population in Iraq has become quite an irony. Although in the era of post Saddam Hussein Iraq ethnic and sectarian diversity has been fully recognized by the United States and in the world, the Turkmen are being wiped off the page, this is despite the fact that are the third largest nationality in Iraq, and that they are knocking on the door for international recognition and self - determination.

On one hand, the Turkmen claim that their population in Iraq is more than 3 million (13% of Iraq’s population); yet on the other hand we see that most of the major media and an array of scholars in the United States calculate them in very diverse numbers ranging anywhere from 100 thousand to a million [Graham Fuller, 72 Foreign Affairs, 121 1992-1993], and even as much as 1.5 million [Inquiry Magazine, February 1987 London].

This ambiguity and the diversity in the numbers makes us wonder and ask what is the reality of the Turkmen and their population in this melting pot which is the societal make up of Iraq’s diverse ethnic and sectarian mosaic. The reality of this diverse distribution and the portion of Turkmen represented in Iraqi society has long been suppressed throughout the years.

The Turkmen claim further that even in the post Saddam Iraq, for intentional and unintentional reasons, they have been undercounted and their significant presence in Iraq has been forgotten. To fully grasp the reality of the Turkmen in Iraq and the source of their claim, one must consider reviewing some historical facts in order to gain perspective: In accordance with decisions made during the Lausanne Treaty, a Committee was established to investigate the Social, Economic and the Ethnic structure of the Mosul Province.

The established Committee concluded with the following report: The only official newspaper published in Kirkuk was in Turkish. British political officers, among the local languages, were able to speak only in Turkish. The populations of Altinkopru, Tuzhurmatu, Taze hurmatu and 75% of Karetepe were inhabited by Turkmen. The population of Taze hurmatu and Tavuk were made up of Turkmen, though in some of the villages there were also some Kurdish inhabitants.

The commission, in their report, also considered and reflected observations made by British traveler Oliver in 1809 about the area. Based on the observations, the Committee reported that the distribution of the population in the Mosul Province was as follows [Dr.Fazıl Hüseyin, Musul Meseles (Mosul issues), S.95 Baghdad 1967]:

Christian: 7000 - 8000
Jews: 1000
Arabs: 25000
Kurds: 15000 -16000
Turkmens: 15000 -16000

The first draft and the original constitution of Iraq were written in three languages: Arabic, Kurdish and Turkish. According to article 74 of Iraq’s constitution, which was published in 1931, Turkish would be the language of the Court in areas in which the Turkmen population is in majority.

The first census in Iraq was conducted in 1947 and it showed a population of 4,816,185 [The New York Times, September 14, 1957] However, the first census which included a comprehensive look at the ethnic structure of Iraq was conducted in 1957 and showed the total population of Iraq as 6,300,000, of this the Turkmen population was estimated to be 567,000 [Journal of Muslim Minority Affairs, Volume 24, Number 2, October 2004, pp. 309-325(17)].

After the “1958 revolution”, the new government estimated the Turkmen population, based on 1957 census results, to be 570,000 and in 1965, according to Iraq’s Ministry of Planning, Department of Statistics; the Turkmen population was estimated to be 780,000. According to the statistical data provided by the Iraqi Government the following conclusions where made:

Population density per square kilometer was: 42 person /km2
Average Birth rate: 4.5%
Average population increase: 3.7%
Average births per woman: 7 children
Death rate: 0.87%

In reference to the statistical data provided above, Iraq’s population was estimated to increase from (11, 505,000) in 1976 to (18,100,000) in 1988 [Iraq’s Ministry of Planning]. Based on these data and projections for the years 1921, 1926, 1947, 1957, 1959, and 1965, the estimated percentages of Iraq’s ethnic structure were as follows:

Christians: 3% ,
Turkmens: 16%,
Kurds: 18%,
Arabs: 63%.

The distribution of ethnic groups in Iraq’s total population (18,100,000) in the year 1988 was estimated as:

Christians: 546,000
Turkmens: 2,880,000
Kurds: 3,240,000
Arabs: 11,444,000

In accordance with the data presented by Iraq’s Ministry of Planning, the population of Iraq in the year 2000 was shown to be 20,000,000. Based on this figure and the previous estimation, the Turkmen population in the year 2000 was estimated to be 3, 200,000. 15% of this population inhabits the areas of Arbil as well as 85%  who live in Kirkuk and Mosul, and of course some in Baghdad.

Türkiye yeni "stratejik ortak" aramalı mı!

2003 yılı öncesi Irak`ta, merkezi hükümete karşı Kürtlerin kullanılması, hem Amerika`nın hem de Türkiye`nin, amaçları farklı olmakla birlikte, ortak menfaatlerini koruyordu.

Amerika, körfezdeki çıkarlarını korumak için, Kuzey Irak`taki Kürt grupları destekleyerek, Irak hükümetinin gücünü kısmi olarak kuzey`e yönlendirip zayıflatmıştır.

 

Aynı zamanda, Irak hükümeti kuzey bölgesine saldırarak, bölgedeki Kürt gruplara göz dağı vermiştir. Bu durum da, Türkiye`nin menfaatlerine hizmet etmiş oluyordu. Zira Türkiye, Irak`taki Kürt grupları koruyarak, PKK`nın Kuzey Irak`taki faaliyetlerini engellemek istiyordu.

 

Amerika Irak`a saldırmaya hazırlanırken, Türkiye`nin yanlış stratejiler ürettiği bir gerçek. Türkiye`nin, planlamış olduğu stratejiye göre, kendi desteği olmadan Amerika’nın Irak`a girişi gerçekleşemeyecekti. Ancak bu doğru olmadı.

Ve, bölgedeki dengeler tamamen değişti, ortaya çıkan yeni tabloda Türkiye`nin yeri belirsiz ve milli menfaatleri tehdit altına girmiş oldu.

Netice olarak, Irak hükümetinin gücü tamamen yok edildi, ve Kuzey Irak`taki Kürt gruplar güçlü hale getirilmiş oldu.

Yeni oluşan bu tabloda, böyle bir gücün varlığı, Amerika`nın bölgede oynayacağı önemli kartlardan biri olacaktır.

Zira, Amerika bölgedeki dengeleri elinde tutmak için bu kartı oynayacaktır.

 

Amerika`nın Türkiye`ye baskı uygulaması için elinde iki önemli kartı bulunuyor. Birincisi, Ermeni meselesi kartı; bu kartı Amerika, her zaman siyasi tehdit kozu olarak kullanacaktır. İkinci kart ise, Kuzey Irak`ta güçlendirmeye çalıştığı Kürt kartıdır, bu kartı da askeri tehdit olarak kullanacaktır.

Bu kartları kullanarak Amerika, hiç bir zaman Türkiye`nin çökmesine çalışmayacaktır; fakat, sadece Türkiye`nin 250 gram kalması için elindeki kartları ustaca oynayacaktır.

 

Olaylara Türkiye açısından bakacak olursak, Irak merkezi hükümetinin ortadan kalkmasının pek yararlı olmadığını görürüz. Zira Kürtleri tehdit eden unsur ortadan kalkmış ve Türkiye`nin bölgeyi korumasına gerek kalmayarak denklemin tam ters dönmesine neden olmuştur.

 

Kuzey Irak`taki Kürt gruplar, artık PKK`ya karşı olmak yerine, destek vermeye başladılar ve bu durum da Türkiye için bir tehdit oluşturmaya başladı.

Bu yeni denklemde, Türkiye`nin dengeleri alt üst olması nedeniyle, Türkiye yeni kartlar aramak zorunda kaldı.

 

En uygu olanı da Türkmen kartı bulunuyordu!

Fakat, bu kartı oynamak için biraz geç kalınmış sayılırdı; zira Türkmen`ler lidersizlikten ve 30 yıl Saddam`ın baskı ve eritme politikaları sonucunda yıpranmış ve dağılmış vaziyettelerdi.

Türkiye, bu durumu toparlamaya çalıştı; ancak Irak`taki olaylar o kadar hızla gelişti ki kısa sürede toparlamak zor olacaktı. Üstelik, memur gibi çalışan ve toparlayıcı özelliği olmayan kişileri başa getirerek, Türkmen`lerin dağılmasını daha da artırdı.

Uzun yıllar baskı ve eritme politikalarına maruz kalan bir toplumu, liderliğe hazır olmayan kişilerle kısa vade de toparlamak zor olacaktı.

Türkmenler arasında, Türkiye`nin askeri güç olarak kullanabileceği, en fazla Telafer`de yaşayan Türkmenler görünüyordu; zira Telafer halkı daha fazla aşiret yapısında olarak çabuk birliği sağlayacaktı.

Bu durumun farkında olan Kuzey Irak yönetimi her vesileye baş vurarak (Sünni – Şii çatışmaları yaratmak gibi) Telafer kalesini yıkmaya çalıştı ve çalışmaya devam ediyor.

Son günlerde, ekonomik bağımlılık sağlamak için Telafer halkının maaşlarını ve ekonomisini, Maliki hükümetiyle anlaşarak Dahok`a bağladılar.

 

Bu olanlar karşısında Türkiye çaresiz kaldı ve yaptırımı olmayan kuru tehditler ve zayıf yaklaşımlar, bölgedeki Kürt grupları daha da cesaretlendirdi.

Amerika`yla yaşanan bu “stratejik ortaklık’’ zedelenmesinden dolayı, Türkiye`nin başka taraflara kayması kaçınılmaz gözüküyor!

 

Avrupa Birliği ile yaşanan durumlar artık Türk insanının gururuna dokunur hale geldi. Bu durumun Türkiye için ne kadar üzücü olduğunu, Washington`da katılmış olduğum bir konferansta, Amerikalı bir Profesör, salonda bulunan Türk yetkililere, bir benzetme yaparak anlatmaya çalıştı:

 

“Türkler benim dostumdur, ancak dost acı söyler’’ diyerek şöyle devam etti

“Halinizin neye benzediğini biliyormusunuz? Lisede bir öğrenci, futbol takımına girmek ister ancak takım hocası bahaneler yaratarak girmemesi için bir sürü zorluklar çıkartır.

Bir gün ayakkabısını, ertesi gün gömleğini daha sonra tavrını bahane eder. Ancak Genç öğrenci bütün bu bahanelere rağmen direnir ve hocanın isteklerini yerine getirmeye çalışır. Sonunda hoca gence der ki, yaptıkların tamam, ama ancak beni kız kardeşinle tanıştırırsan seni takıma alırım...

Genç çocuk, takıma girmek için o kadar isteklidir ki, hocanın bu isteğini de yerine getirir; buna rağmen hoca genç çocuğa, kusura bakma bu yılki takımımız tamamlandı, seneye tekrar gel diyerek geri gönderir’’

 

Bu olaylar, artık Türk halkını rahatsız etmeye ve giderek Türkiye`nin bu kulupte yerinin olmadığını düşündürmeye başladı. Ortaya çıkan bu dengesizlikler, Türkiye`yi yeni stratejik ortaklık arayışına girmesini zorlamıştır.

Görünen o ki, Türk Dünyası Birliğ`ini oluşturarak ve birliğe Pakistan`ı katarak Rusya`ya da yaklaşmış olmak en uygundur.

Türkiye ile Amerika, uzun yıllar çok önemli stratejik ortaklıklar ve dostluklar yapmışlardır, dolayısıyla Amerika da Türk Dünyası Birliği`nin oluşmasına destek çıkarak bu birliğe ortak olmalıdır. Nitekim geleceğin dengesi Çin`e doğru kayacağı ve hatta Çin`in Amerika ile rekabet edeceği kaçınılmaz bir gerçek haline gelmiştir. Bunun için, Amerika mutlaka bölgede oluşacak yeni bir birlikle hareket etmelidir.

 

Amerika`nın Ermeni ve Kürt kartlarını Türkiye`ye karşı yanlış bir şekilde oynaması, Türkiye ile karşılıklı olan ilişkileri ve menfaatlerine zarar vereceği gibi Ermeniler ve Kürtlere de hiç bir yarar getirmeyecektir

 

Amerika Ülkü Ocaklarından Birliğe Davet

 

 "Bir olalım, Diri olalım, İri olalım"

14 Mart 2010 tarihinde, Amerika Türk-İslam Ülkü Ocaklarının düzenleyeceği "Bin Yıllık Birlik"yemeğine teşriflerinizi bekliyoruz..

YER: TURKUAZ RESTURANT
www.turkuazrestaurant.com
TARIH: 14 mart 2010 Pazar
SAAT: 19:00
ADRES: 2637 Broadway New York, NY 10025
212. 665.9541
www.ulkuocaklari.org


Bilgi temini icin;

Ramazan BASCI ; 973-420 6563

Adil YIGITER      ; 973-405 1891

letter to CBS

 To: Director of CBS 60 Minutes

Shame on you CBS for your last episode of 60 minutes regarding the false Armenian claims as presented by Bob Simon which equaled if not exceeded in magnitude the self serving claims made by CBS’ previous news anchor Dan Rather  which were based on fabricated documents. In the case of Bob Simon he based his false conclusions on some bone fragments and claimed them to belong to some hypothetical victims without paying any attention to the authenticity of the so called evidence. The following basic principals were ignored by Bob Simon therefore making his claims highly questionable if not illegitimate.

1- No attempts were made to prove that the bone fragments displayed on the program were in fact of human origin.  I’ve been in orthopedic research for 40 years and have never seen a human “wrist bone” such as that displayed on your news segment.

2- No attempt was made to date these bones to the time frame of 1915.

3- No DNA analysis of the bone fragments were made to tie them to Armenian origin.  These may in fact actually represent the bones of Ottoman women and children that were massacred by ethnic Armenians during the war.

4- Bob Simon’s so called “expert” regarding the identification of the bone fragments was not a forensic pathologist or an orthopedist, it was a Armenian dentist!!!  I’m certain that he would be able to provide an objective unbiased “expert” opinion about the bones of the wrist!

5- Bob Simon neglected to mention the fact that Armenians as well as Jews lived very comfortably throughout centuries of Ottoman rule.  They were promoted to the highest positions in the Ottoman government, excelled in commerce and trade, as well as the arts and music under Ottoman rule.  After all, it was the Ottoman Empire which had opened its doors to thousands of ethnic minorities, including the Jews of Western Europe during their religious persecution under the Spanish Inquisition.  While the Ottoman Empire was defending itself against the Russian invasion on the eastern front, the ethnic Armenians who had lived peacefully for centuries under Ottoman rule, suddenly and deliberately began a campaign of sabotage and terrorism and attacked the Ottoman army from within.  This was begun under the instigation of the Western powers (Britain, France, Russia) with which the Ottomans were at war.  It was only then, that the Ottomans were forced to relocate the ethnic Armenians to a more remote location from which they could not sabotage the Ottoman war effort. 

6- The report was also flawed in that it did not give equal time to the Turks to respond to the Armenian allegations.  Bob Simon spoke only with the Turkish ambassador to Washington for perhaps a total of one and a half minutes during a twelve and a half minute story.  Does this constitute fair and objective reporting by CBS standards?

7- Dan Rather who allowed his personal vendetta to blind his common sense and made those false accusations lost his job as a result and rightfully so. Bob Simon who committed a similar blunder deserves no less a punishment.

Respectfully,

Deger C. Tunc, Ph.D.

Turkey-Israel Relations: Where to Next?

Soli Ozel

Don't jump to simple conclusions about Turkish-Israeli relations. The periodic crises between Turkey and Israel are more a function of structural causes and the changing strategic environment in the region than the proclivities of the principal actors.

In the end, all valiant efforts for managing relations may prove insufficient to prevent future crises from erupting.
 Download File

CBS’in 60 Dakika’sında ''habercilik katliamı''

CBS Televizyonunun, Amerikan Kongresinde 4 Mart'ta yapılacak kritik oylama öncesi, 1915 olayları ile ile ilgili tartışmalı bir propaganda faaliyeti yapması tepki ile karşılandı. Programda bir avuç toprak, birkaç kemik delil gösterilerek yüzyıllık bir tartışmanın 12 dakikada tek taraflı hükme bağlanması, 'habercilik etiği katliamı' olarak nitelendirildi.



28 Şubat 2010, Pazar
(Turkish Journal Haber Merkezi)

Amerikan CBS Televizyonunun 60 Dakika adlı programının, 28 Şubat Pazar günü yayınlanan bölümünde, 1915 olayları ile ile ilgili tartışmalı bir propaganda faaliyeti yapması tepki ile karşılandı. Programın hazırlayıcısı ve sunucusu Bob Simon’un Suriye’nin Deyrizor şehri yakınlarında ‘’en büyük Ermeni mezarlığı’ olarak tanıtılan bir mezarlığa kadar giderek çekim yaptığı programda, bu alanda ‘’450 bin Ermeninin toplu şekilde gömülü olduğu’’ iddia edildi. Bu büyük iddiaya da sadece Harut Kahveciyan adlı Suriyeli bir dişçi ile bir mezarlıkta avuçlanan topraktan çıkan birkaç kemiğin kaynak olarak gösterilmesi büyük bir habercilik skandalı olarak yorumlandı. Simon’un, ‘’Öyleyse bugüne kadar kimsenin burayı neden kazmadığı’’ sorusunun cevabı ise pas geçildi.

Bob Simon’un olayların tarihi arka planını bir tek Amerikalı Ermeni tarihçi Peter Balakyan’a anlattırması da, araştırmacı habercilikten çok, yanlı bir propaganda faaliyeti hazırlandığının en önemli göstergelerinden biriydi. Taraflı bakışı bir parça gizlemek için Türkiye’nin Washington eski Büyükelçisi Nabi Şensoy ile de görüşülmüştü. Ancak Şensoy’un açıklamalarının kesilerek, iddiaları doğrulayacak bir tarzda verilmesi de bir başka habercilik etiği cinayetiydi. Şensoy’a, ‘’Suriye’deydik. Toprağı avuçladığımızda elimize kemikler geldi. Bunu nasıl açıklarsınız?’’ diye soran Simon, Şensoy’un daha uzun olduğu belli cevabından bir tek, ‘’Türkiye’nin her yerinde kemikler bulabilirsiniz. Bu topraklarda çok trajediler yaşandı’’ cümlesini vermesi dikkat çekiciydi. Simon’un Şensoy karşısında ‘soru soran gazeteciden’’ çok, ‘sorgu yapan savcı’ gibi ‘’ısrarcı itiraf ettirme’’ soruları sorması da, aslında objektif bir anlamadan çok bir propaganda filmi hazırladığının bir başka göstergesiydi.

Şensoy açıklamasında, Birleşmiş Milletlerin soykırımı, ‘’Bir etnik ya da dini grubu tamamen ortadan kaldırma niyetiyle hareket’’ olarak tanımladığına dikkat çeken Şensoy, ‘’Burda kilit kavram ‘niyet’tir. Ölüm başka birşeydir. Her iki tarafta da insanlar öldü. Soykırım ise ayrı bir tartışmadır. Soykırım hukuksal bir kelimedir ve böyle gelişigüzel kullanılmamalı’’ dedi. Şensoy, ''Osmanlı yönetiminde, Ermenilerin tamamen ya da kısmen imha edilmesi niyetinin asla bulunmadığını vurguladı ve isyanlara karışanların tehciri sırasında bazı trajediler yaşandığını'' aktardı.

Simon’un, yine bazı Ermenilerin Suriye’deki bir mağaranın ‘’gaz odası’’ olduğu iddiasını, hiçbir tarihsel belgeye dayanmadan programına taşıması da, bir başka objektif habercilik cinayetiydi. ‘’1915 yılında gaz odasının ne aradığını’’ bile sorgulamayan tavır, ‘’Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesindeki Yahudi milletvekillerine İkinci Dünya Savaşının gaz odalarını hatırlatarak etkilemek için ucuz bir propaganda faaliyeti olarak’’ göründü daha çok. Nitekim Balakyan’ın da ‘’Kimse Ermenilerin imhasını hatırlamıyor diyen Hitler’e ilham kaynağı oldu bu imha’’ diyerek, bu fırsatı Yahudi milletvekilleri üzerindeki propagandayı pekiştirmek için kullanması dikkat çekti.

Simon’un 12 dakikaya sığdırdığı habercilik katliamlarından biri ise, Hrant Dink’in hunharca katledilmesini programa ekleyerek duygusal sömürü yapmasıydı. Hrant Dink’in katledilmesinin, sadece Ermenilerce değil bütün Türkiye’ce nefretle kınandığı ve sorumlularının tetikçilerinden azmettiricilerine kadar yakalanarak adalete teslim edildiğinden hiç bahsedilmedi.

Simon, Türkiye’nin jeopolitik öneminden dolayı hiçbir ABD Başkanının ‘soykırım’ kelimesini kullanamadığını ve 2 yıl önce Kongre’deki tasarının da yine Türkiye’nin ilişkileri gözden geçirme tehdidi yüzünden başarısız kaldığına dikkat çekti. 6 ay önce ABD’nin arabuluculuğunda Türkiye ve Ermenistan’ın, ortak bir tarih komisyonu kurulması gibi kilit bir unsur da taşıyan bir protokolü imzaladığını hatırlatan Simon, bugünlerde bu protokolün çökmeye başladığını iddia etti. ‘Soykırım’ kelimesinin kullanılıp kullanılmyacağı ile ilgili mücadelenin ise bitmekten çok uzak olduğunu ifade ederek programı bitirdi. 'Amerikan Kongresinin bu konuda bir karar tasarısı kabul etmesinin ya da bu kritik oylama öncesinde yaptığı bu propaganda programının, Türkiye ve Ermenistan arasındaki protokole ya da genel olarak Türk halkı ile Ermeni halkı arasındaki uzlaşma, yeniden ilişki kurma çabalarına destek mi köstek mi olacağı'' sorusunu cevapsız bırakarak...
  
turkishjournal.com 

İhsan Doğramacı son yolculuğuna uğurlandı

        İhsan Doğramacı son yolculuğuna uğurlandı

İhsan Doğramacı için ilk tören
YÖK'te yapıldı. Düzenlenen anma törenine, Doğramacı’nın çocukları Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Doğramacı, Osman Doğramacı ve kızı Şermin Savaşçı ile Mili Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Milli Eğitim Başkanı Nimet Çubukçu, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, YÖK üyeleri, rektörler ve akademisyenler katıldı. 
 
       
       

Blog Software